Gökçeada Tarihçesi

ANTİK DÖNEMDE

İlk Protohelen grup olan LELEĞES ‘ler ilk sakinleridir. Fakat M.Ö. 2000 senelerinde gene bir Helen grubu olan PELASKUS ‘ların , AKAİOS’ların baskısıyla, bir kısmı, Limni, Samothraki ve İmvros’a gelip yerleşirler. Arkaik bir grup olan Leleyesler, onlarla bütünleşir. Truvalı’larla aynı boydan geldiklerinden, Truva Savaşlarında İmrozlular tarafsız kalmışlardır. Daha sonraki Pelopones Savaşları zamanında, İmroz Atina Devleti’ne bağlanır ve İmroz ‘a Atina’nın Kliruhileri’nin bir kısmı buraya gelir. Kastro’da (Kaleköy) bulunan bir çok yazıtta bunu belgeler. İmroz Atina’lı Kliruhiler için sanki Atina’nın bir kenar mahallesi gibi bakar. Hatta Kaleköy ovasının ortasından geçen dereyi bile Atina’nın ortasından geçen derenin ismini vermişlerdir. İLİSOS diye. Kliruhilerin de kurduğu kent Atina kentinin bir parçası sayılıyordu ve ismi de: İmroz’daki Atina kenti ”Dimos Ton Athineon O En İmbro”.

İMROZ’UN KALELERİ

1)      Kaleköy (kastro kalesi)

2)      Dereköy (paleokastro)

3)      Araşia kalesi

İMROZ’UN ARKEOLOJİK BULGULARI

1) Eski Bademlinin altındaki höyükte yapılan kazılarda 5,000 senelik bulgular elde edildi.

2) Roksados mevkiinde, belki de dünyanın en eski barajlarından birinin kalıntıları bulunmakta.

3) Tepeköy’ün Thameni’de ”gömülmüş yer” bulunan arkeolojik kalıntılar.

4) Yeni mahallenin üstünde, Kefaloz’da, Tepeköy’ün Balidosta, Zeytinliköy’ün Araşia ve Krioneroda, Dereköy’ün Pirğosta ve tabii Kastro’da muhtelif arkeolojik kalıntılar bulunmaktadır.

İmrozun Paleondolojik Bulguları
Adanın Kuzeybatısında denizden 2 km uzakta bir dağın yamacında bulunan deniz kestanesi bulundu.Ayrıca yine adanın 500 m yüksekliğinde dağlarda denizde tarak dediğimiz midye tipi fosili bulundu. Adanın tam doğusunda deniz kenarında ve denizin içerisinde taşlaşmış orman vardır. yapılan tetkiklerde 15-20 milyon senelik taşlaşmış ormandır.

İMROZ’UN ESKİ YERLEŞİM YERLERİ

Kastro (Kaleköy) zaten merkez orası idi. Burada İmbramos’un tapınakları bulunmakta idi. Kastro’nun yanında bulunan, THEA GEA (Toprak tanrıçası). Bu tanrıçaya (Nikostrato’sa göre ) her olimpiyat senesinin birinci ayında kurbanlar kesilip törenler yapılırmış. Spon ve Antonelli seyyahlarına göre: Kosta, Flio, Salvador, Lusina, Sotir ve Aya İrini yerleşim yerleri bulunmakta. Daha sonra küçük yerleşim yerleri bir araya gelerek 1964’ten evvelki 7 tane köyü meydana getirmişlerdi.

1)    Merkez (Panayia)

2)      Dereköy (Shinudi)

3)      Tepeköy (Ağridia)

4)      Zeytinli (Ayii Theodori)

5)      Bademli (Ğliki)

6)      Yeni mahalle (Evlampio)

7)      Kaleköy (Kastro) köyleri idi.

 

MİTOLOJİDE GÖKÇEADA (İMBROS)

Sarışın mavi gözlü, yaman bir delikanlıdır EGE. İlk ismi Arhipelagustur.  Arhipelagus çapkınlığı ile meşhur tanrılar arasında ismi anılır. 3,000 tane gayri meşru çocuğunu adalar, adacıklar haline getirerek vücudunun her bir tarafına ben şeklinde serpmiştir.  Fakat sonunda bütün çapkınlar gibi Arhipelagus gönlünü esmer güzel bir bakireye kaptırır. KARADENİZ. 

Aşkını zefiros rüzgarı ile yollar Karadeniz’e. Karadeniz ilgisiz kalamaz böyle bir gence. Rüzgarlar tanrısına yalvarır, poyraz rüzgarı ile yollasın aşkını EGE’ye. Ege bütün akıntılarını, Trakya sahillerine yollar. Akıntıları yılanlar gibi sahilleri kemirir açar. Ege’nin iki kızı İMBROS ve SAMOTHRAKİ yardımcı olur bu mücadeleye. Karadeniz hiç durur mu?. Bütün koca dalgalarını güney sahillerine yollar. Sahilleri eritir, yutar. Ve nihayet bir İlkbahar günü korkunç bir gürültü kopar yer yerinden oynar, bu iki gencin aşk ateşiyle yarılır, onlara yol açar. İki genç koşar deliler gibi, büyük buluşma özlem dolu aşk dolu birleşme gerçekleşir. Ve işte bu aşklarının güzel meyvesi PROPONTİS (Marmara Denizi) doğar. Imbros ve Samothraki ablaları bebekle ilgilenir. Böyle gördü Ege’nin insanı Marmara’nın doğuşunu. 

Tanrılar, Skithia dan Kafkasos’tan, Küçük Asya’dan dönerlerken Olimpos’taki ikametgahlarına, uğramış İMBROS’a biraz dinlenmeğe. Poseidon atlarını İmbros’un bir mağarasında saklarmış. (Homeros destanına göre). Rüzgarlar tanrısı pek severmiş İMBROS’u. Onun için Saroz’da durup, yollarmış yaz meltemleriyle milyonlarca öpücük bu güzele. İlgisiz kalır mıydı bu güzel? Kabul ediyormuş öpücüklerini sahillerinde. 

Zeus yollamış oğlu Kefalos’u, bir saray kursun adanın en güzel yerine. Zeus’da kolhisten dönerken dinlenirmiş o sarayda. (Onun için İmbros’un en büyük yarım adasının ismi Kefalos’tur. Saray orada imiş.) 

Kuzey Ege’nin dört güzelinde, İmbros, Limnos, Samothraki ve Thasos’u mekan kurmuştu. KAVİR denen küçük Tanrılar. Her dört adada Kavir ayinleri ve şölenleri yapılırdı. DİONİSOS: Üzüm ve şarap Tanrısı hiç bırakır mıydı İmbros’u? Her tarafı bağ, her evde şarap. Onları bırakamazdı korumasız. Ve işte büyük bir saray kurarak ROSADOS mevkiinde, oradaki bütün bağları koruması altına almıştır. Sulanabilsin ve güzel şarap versin diye, dev taşlarla kurar belki dünyanın en eski barajını aynı mevkide. 

İASON, argonaftlarıyla ve ARGO’su ile yalayarak geçer İmbros’un sahillerini. Çok acelesi var duramaz. Elispontus ve Bosporos’su geçip Kolhidada altın postu aramaya. 

İMVRA veya İMVA: İmbros’ta yaşamış inanılan bir tanrıça.

İMBRAMOS veya İMBRAKOS: İmbros’un birinci kralı ve de tanrısı. Bu iki isimden hareket edilerek adanın ismi İMBROS olarak doğmuştur.

GÖKÇEADA TARİHİNDE GEÇENLER

M.Ö. 2000 den evvel Leleğes bulunmakta. M.Ö. 2000’de Pelaskuslar. M.Ö. 515’te Persler işgal eder. 494’te Atinalı Miltiades, Perslerden alır. Atina toprağı olarak bakılır ve Kliruhiler yerleştirilir. Atina kanunlarına ve adetlerine göre yönetim kurulur. İmroz’un vatandaşları, Atina vatandaşı olarak sayılır. M.S. 193 Romalılar M.S. IV ‘cü yy.’a kadar, İmroz Atina denetimindedir. 267’de Gotlar İmroz’u yağmalar. 323’te Büyük Kostantin zamanında Bizans’sa katılır, ama gene Atina eyaletine bağlı olarak kalır. 767’de Slavlar ve Bulgarlar işgal eder ve 2,500 esir alarak gider. 769’da Bizans İmparatoru onları kurtarır. Bu esirlerden bir kısmı adaya döner. Bir kısmı İstanbul’da kalır ve İMRAHOR denen köyü yaparlar. Bir kısmı da Girit’e gider ve bugünkü Imbros köyünü yaparlar. 

Ada 1204-1261 tarihleri arasında Latin İmparatorluğu’na tabi kalmıştır. Bizans İmparatorluğu’nun son zamanlarında bütünlüğünü koruyamaması üzerine, Cenevizli Gattilusıo Ailesi diğer Ege Adalarında olduğu gibi, bu Ada üzerinde de hâkimiyet kurmaya gayret etmiştir. Bu aile o zamana kadar 1. Murat devrinden itibaren siyasi manevralarla Türkleri Ada’dan uzak tutmuştur. Fatih 1453 yılında İstanbul’u alıp, Bizans İmparatorluğu’na son vermesi ile imparatorlukla sıkı ilişkileri olan bu Latin Devletçiğinin de sonu gelmiş oldu.DorinoGattilusio ölünce yerine geçen oğlu Dominiko, Dukas’ı Fatih’e elçi olarak gönderdi.

 Bunun sebebi, her sene Midilli Adası için verilen 3000, Limni Adası için verilen 2300 altın vergiyi Padişaha takdim etmekti. Aslen Limni Adası her sene mezkûr vergiyi vermek için Midilli hakimine ve Gökçeada senede 1200 altın vergi vermek şartı ile Enez hakimine verilmişti. İstanbul’un fethinden sonra, Gattilusio Ailesi’nin davranışına benzer davranışları diğer aileler de göstermişti. Aslen Gökçeada’lı olan Kristobulos’un bu husustaki gayretlerini önemsemek gerekir.Kristobulos, İstanbul’un fethinden sonra bir heyet tanzim ederek, Fatih Sultan Mehmet’e göndermiştir. Bizans’a tabi olan Gökçeada, Limni ve Taşoz Adalarına imparatorluk tarafından tayin edilmiş olan memurlar, İstanbul’un fethini ve imparatorun ölümünü haber alınca, Gökçeada’dakiler Kefaloz Burnundan İtalyan gemilerinden memleketten çıktılar.

Ada halkı da bunun üzerine göç girişiminde bulunuyorlardı. Kristobulos, göçe engel olabilmek için Gelibolu sancak beyi bir elçi göndererek, Adalara hücum etmemesi için onunla bir anlaşma yaptı. Hamza Bey’in aracılığı ile de bir başpiskoposu ve kocabaşıdan ibaret sefaret heyetini Fatih’e gönderdi. Heyet hükümdara bağlılıklarını bildirdikten sonra, Fatih’ten şimdiye kadar olduğu gibi idare edilmelerini, yılda muayyen bir vergi vermelerini ve tayin edilen bir kişinin Ada idaresinden sorumlu olmasını istediler. Bu sırada Enez Bey’i Palamede, kendi memurlarından birini ve Midilli Bey’i Dorya’nın oğlunu elçi sıfatıyla padişaha göndererek Adaların idaresinin kendisine verilmesini rica ettiğinden Kristobulos tarafından gönderilen heyet ile görüşülüp iki taraf anlaştıktan sonra 1453 yılında Ada, PalamedeGattilusio’yuLimni ve Taşoz Adaları ise Dorya’ya verildi. Böylece göç, meşhur tarihçi Gökçeada’lıKristobulos’un çabaları ile önlenmiş oldu. Aynı yıl içinde Palamede ölünce, bırakmış olduğu vasiyetinde hissenin çoğunu, ölen büyük oğlunun zevcesi ve çocuğuna bırakmakla beraber, Enez Şehri, Gökçeada ve Samotharake Adalarının idari sorumlusu olan küçük oğlu Dorino, bu vasiyetnameye iltifat etmeyip, babasının bırakmış olduğu bütün hisseye zorla sahip oldu. Onun namına Gökçeada’da JoannesLaskarisRhyndükEnez valilik yaptı. Dorino idaresinde kardeşinin zevcesi ve oğlunu hiç gözetmediğinden, yakınları bu hareketin doğru olmadığını, hissesi olup da payını alamayan bu kadının padişaha şikâyette bulunabileceğini söylediler. Nihayet bu kadın, dayısını elçi olarak padişaha gönderdi. Bu zat, Dorino’nun haksızlığından bahsettikten sonra, padişaha karşı da İtalyanlarla anlaşmakta olduğunu, asker toplayarak Enez ve Adalara muhafız tayin ettiğini kötü sonuçlanacağını anlattı.

Bunun üzerine padişah, Dorino’ya müsamaha yapılmamasını buyurdu. Kaptan Yunus Paşa, Dorino’yu getirmek için Samotharake Adası’na 50 çiftelik bir kayık gönderdiğinden, kendi de Dorino’nun memurlarını değiştirip ve idareyi tanzim için Ada’nın Kefaloz Koyu’na yanaştı ve haberci göndererek, Ada’nın idaresini Kristobulos’a verdiğini bildirdi. Dorino ise, korktuğundan Yunus Paşa’nın gönderdiği kayığa binmeyip önce Enez’e oradan Edirne’ye varıp, padişahın huzuruna çıkarak af diledi ancak Kaptan Yunus Paşa’nın bu kişinin normal biri olmadığını Adaları kendi içlerinden birine verilmesinin doğru olduğunu bildirmesi üzerine, Dorino’ya sadece Trakya’da birkaç köy tahsis edilerek, Ada’nın idaresi Kristobulos’a verildi. (1456) Gökçeada bu şekilde 1460’a kadar Osmanlı idaresinde kalmıştır.

Doğru ve dürüst bir insan olduğunu ispatlayan Kristobulos, Mistra Despotu DemetriosPaleologos’a mektup yazarak, Midilli ve Gökçeada’nın Osmanlı hükümdarlığı’ndan elde etmenin zamanı olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Paleologos, iki adamını Fatih’e gönderdi. O sırada Mora Fethi’ni tamamlamış olan Fatih, Despot Demetrios’aLimni ve Gökçeada’nın idaresini verdi. Gökçeada Venedik ve Osmanlılar arasında cereyan eden bazı olaylara sahne oldu. Papalık donanmasının Ada’ya hücumu Kristobulos tarafından diplomasi ile savuşturuldu. Ada 1466’da Venediklilerin eline geçti ise de birkaç yıl sonra, kesin olarak 1470 yılında tekrar Türkler tarafından alındı. Ada halkının vergi haricinde devlete karşı bazı vazifeleri vardı. Ada’nın kalelerini ve yalılarını korumakla görevliydiler. Kendilerine hizmet karşılığı dirlik verilirdi. Ancak, meydana gelen zarar neticesinde dirlikleri ellerinden alınırdı. Gökçeada 17. yy ortalarında Girit Savaşı sebebi ile Venedik Donanması ile yapılan mücadelelere sahne oldu. 1655’de Kaptan-ı Derya olan Ali Paşa, donanma ile, boğaz, Venedik Donanması tarafından kapatılmış iken, Akdeniz’den çıkıp Girit’e gitmeye teşebbüs etmişti. Derya Beylerinin filoları Venedik Donanması ile karşılaştığında, top atışları ile başlayan savaşın sonucu bilinmemektedir. Ada Venedik Donanmasının, sık sık sığındığı bir yer oldu.

1698 tarihinde 73 parçalık donanma ile Ada’nın kömür Limanı’na girip Ada halkını haraca kesmiştir. Bu durumu öğrenen Boğazhisar muhafızı Vezir İbrahim Paşa, haberi İstanbul’a ulaştırdı. Bunun üzerine Mustafa Ağa 30 fırkatalık donanma ile Türk kıyılarını savunmak için Gökçeada’ya hareket etti. Bunun üzerine 21 Ağustos 1698’de Venedik Donanması çatışmadan korkarak Ada’dan kaçtı. Venedik Donanmasını Midilli Adası’nın Zeytin Burnunda yakalayan Türk Donanması, bu savaşı da zaferle kazandı. Balkan Savaşları sırasında, Kefaloz açıklarında, İmroz Deniz Savaşı adı altında bir savaş olmuştur. Savaşın ilk ateşini 16 Aralık 1912’de Barbaros ve Turgut Reis, Averof Zırhlısına açmıştır. Yunan Komutan muhabereyi kesip Mondros Limanı’na doğru hareket edince savaş bitmiş oldu. Çeşitli nedenlerle göçlerin yaşandığı Gökçeada, çok değişken bir nüfusa sahip idi; Lozan Anlaşması neticesinde, 22 Eylül 1923’te Türkiye Cumhuriyeti topraklarına fiilen katılmıştır