GEZİLECEK YERLER

Rum Köyleri

Gökçeada eski adıyla İmroz, Rum halkının yüzyıllardır yaşam sürdüğü bir ada. Gökçeada’da 1960 yılında 5487 Rum, 289 Türk yaşarken, bu yıldan itibaren hızlanan göçlerle günümüzde yaz-kış yaşayan Rum nüfusu 300’e kadar düşmüş.

Bademli, Zeytinli, Tepeköy ve Dereköy  kentsel sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Rum köyleri. Bu köylerde nüfusun çoğunluğunu Rumlar oluşturuyor. Sa­de­ce Ka­le­köy, ko­ru­ma kap­sa­mı al­tı­na alın­ma­mış ve di­ğer­le­rin­den fark­lı ola­rak burada hiç Rum yaşamıyor.

Köy­ler, za­ma­nın­da kor­san sal­dı­rı­la­rın­dan ko­run­mak için yük­sek te­pe­le­re ve de­niz­den uzak böl­ge­le­re ku­rul­muş. O yüz­den de­niz kı­yı­sın­da yer­le­şim bu­lun­mu­yor ada­da. Tek is­tis­na Ka­le­köy’ün aşa­ğı­sın­da­ki li­man­da sı­ra­lı olan az sa­yı­da­ki ev. Rum köy­le­ri­nin yük­sek ko­num­la­rın­dan do­la­yı etkileyici man­za­ra­la­rı bu­lu­nu­yor!

Göç­ler­le bir­lik­te ya­pı­sal iş­le­vi­ni kay­be­den köy ev­le­ri­nin ço­ğu gü­nü­müz­de ba­kım­sız du­rum­da. Bir za­man­lar gün­lük ha­ya­tın ha­re­ket­li ol­du­ğu an­la­şı­lan köy­ler, şim­di ol­duk­ça ıs­sız gö­rü­nü­yor. Köy­ler­de bü­tün yıl ya­şa­yan Rum nü­fu­sun ço­ğu­nu yaş­lılar oluş­tu­ru­yor. Dün­ya­nın dört bir ya­nı­na da­ğıl­mış ev sa­hip­le­rinin, ya­zın ev­le­ri­ni zi­ya­ret etmesi köy­le­ri bi­raz ol­sun es­ki can­lı­lı­ğı­na ka­vuş­tu­ru­yor.

Köy­le­rin ço­ğun­da taş kap­lı yol­lar, kah­ve­ler, ki­li­se­ler, ça­ma­şır­ha­ne­ler sağ­lam. Res­to­re edi­len ve yazlık ev olarak düzenlenen ev­le­rin sa­yı­sı her ge­çen gün ar­tı­yor. Her kö­yün iba­de­te açık bir ki­li­se­si bu­lu­nu­yor. Köy mey­da­nın­da en az bir kah­ve açık olu­yor. Hepsinde es­ki ya­pı­lar­ın restorasyonu ile oluşturulmuş res­to­ran, ka­fe ve ko­nak­la­ma te­sis­le­ri bu­lu­nu­yor. Rum köy­le­rin­de­ki res­to­ran-ka­fe­ler, gü­zel man­za­ra­la­rı ve nos­tal­jik or­tam­la­rı ile va­kit ge­çir­me­si ke­yif­li yer­ler.

Rum köy­le­ri, özel­lik­le fo­toğ­raf­se­ver­leri cezbedecek özelliklere sahip. Köy­le­rin ara so­kak­la­rın­da do­laş­tık­ça birçok hoş de­tay­ ya­ka­la­mak müm­kün. Mer­kez­den kal­kan mi­nü­büs­ler­le Rum köy­le­ri­ne ulaşmak pek pratik değil, kendi aracınızla ya da taksi kiralayarak gezebilirsiniz.

 

Tepeköy Çınaraltı

625 ya­şın­da­ki çı­nar ağa­cı­nın ya­şın­dan ve ko­ca­man dal­la­rın­dan et­ki­len­me­mek müm­kün de­ğil. Ağaç­lar­la ko­nuş­ma­nın di­li­ni çö­zen­le­ri uzun bir soh­bet bek­li­yor bu­ra­da…Ağa­cın di­bin­de ta­ri­hi bir çeş­me bu­lu­nu­yor. O da ağaç­la bir­lik­te tel ör­gü için­de şim­di. Jan­dar­ma Alay Ko­mu­tan­lı­ğı, bu­ra­dan çı­kan mem­ba su­yu için ye­ni bir çeş­me yap­mış ve et­ra­fı pik­nik ala­nı ola­rak dü­zen­le­miş.

Çı­nar ağa­cı­nı ar­ka­nı­za alıp de­ni­ze doğ­ru yü­rüdüğünüzde ön­ce tüm ih­ti­şa­mıy­la Se­ma­di­rek Ada­sı, son­ra ye­şil bir va­di ve uçsuz bucaksız Ege Denizi be­li­ri­yor. Ye­şil ve ma­vi­den olu­şan et­ki­le­yi­ci bir tab­lo gibi manzara…

Bu­ra­da es­ki jan­dar­ma ka­ra­ko­lu­nun ar­tık kul­la­nıl­ma­yan bi­na­sı bu­lu­nu­yor. Onun et­ra­fın­da­ki tah­ta ma­sa­lar­da de­niz man­za­ra­sı­na kar­şı otu­rup pik­nik yap­ma­nın key­fi­ne do­yum ol­mu­yor. Çı­na­ral­tı­’na tedarikli gitmenizde fayda var, çün­kü muhtemelen plan­la­dı­ğı­nız­dan da­ha çok va­kit ge­çir­mek is­te­ye­ceksiniz!

Etrafta dolaşan keçiler evcilleşmiş gibi yanınıza sokuluyor. Korkmayın zararsızlar, tek istedikleri siz de olduğundan nedense çok emin oldukları yiyecekler. Yıllardır çalı çırpıyla beslenen bir keçiyi elma yerken seyretmelisiniz. Sanki dünyanın en lezzetli yiyeceği onun için…

Tabelada yazılı bilgiye göre Gökçeada’da anıt niteliğinde koruma altına alınan 6 çınar ağacı belirlenmiş. En yaşlışı burada bulunanı. Diğerleri yaşları 400-175 arasında olmak üzere, Çınarlı (merkez), Eski Bademli, Zeytinli, Tepeköy ve Dereköy’de.

 

Tuz Gölü

Yazın buharlaşan gölün üstü beyaz tuz tabakasıyla kaplanıyor. Ada halkının ve kuşların tuz ihtiyacını gideriyor bu tuz. Üstelik yazın ortasında sanki kar yağmış gibi bir görüntü veriyor. Çok sayıda su kuşu türüne ev sahipliği yapan gölde, flamingo, angıt, suna, ördek türleri, yağmurcun türleri, kum kuşu türleri, martı türleri ve öcüler gibi 80 kuş türü tespit edilmiş.

Gölden çıkan siyah çamur  bazı hastalıklara iyi geldiği düşünülerek turistler tarafından vücuda sürülüyor.  Yapılan analizlerde, içerisinde bol miktarda kükürde rastlanmış olup çamur kürü tedavisi yapıldığında, romatizma, sedef, kireçlenme gibi hastalıklara iyi geldiği görülmüş.

Tavsiyeler

-Sonbaharda yağmurlarla birlikte su dolmaya başlayan gölü flamingolar ziyaret ediyor. Fotoğrafçılar bu görsel şenliği kaçırmamalı !
– Yazın kuruyan gölün üzerinde dolunayda yürüyün. Beyaz tuz tabakasından yansıyan Dolunay ışığı oldukça mistik  bir görüntü oluşturuyor.
– Windsurf ve kitesurf’e yeni başlayanlar için ilkbahar aylarında Tuz Gölü ideal bir ortam.

 

Sualtı Milli Parkı

Kirlenmemiş ve bozulmamış doğasıyla Gökçeada bir deniz müzesi gibi. Akdeniz ve Karadeniz arasındaki deniz canlılarının geçiş yolu üzerinde olduğu için ada civarında zengin balık yatakları bulunuyor. Birçok deniz canlısı bu bölgede üreme ve yumurtlama dönemlerini geçiriyor. Gökçeada civarında  koruma altına alınmış şu türlere de rastlanıyor: Akdeniz Foku Deniz Çayırları, Triton, Böcek, Pina, Yunuslar, İspermeçet Balinası, Deniz Kaplumbağası vb. gibi.

Gökçeada sualtı parkında çekirdek bölge ve bunu saran tampon bölge olmak üzere iki bölge bulunuyor. Bu bölgelerdeki aktivitelere bazı sınırlamalar getirilmiş. Tampon bölge olan Yıldızkoy’da yüzme ve balık tutmaya izin verilmiş. Diğer bölgelerde avlanmak yasak, dalış için izin almak gerekiyor.

Parkta resmi olarak rehberli dalış ve eğitim gezileri düzenlenmiyor. Sizi karşılayan, tanıtım yapan birileri de yok. Bölgeye karadan en kolay ulaşabileceğiniz nokta Yıldızkoy. Burada kendinizi akvaryum gibi sulara bırakıp yüzebilir, şnorkelle denizaltını seyredebilirsiniz. Ulaşımı tekneyle veya karadan gerçekleşen Mavi Koy, tanıtım dalışı ve serbest dalış için uygun.

 

Peynir Kayalıkları

Burayı ancak denizden tekne ile görme şansınız var. Kuzulimanı ya da Kaleköy’deki balıkçı tekneleriyle anlaşarak bu şansı yakalayabilirsiniz. Bot ile Kaleköy Limanı’ndan yaklaşık 15 dakikalık, Kuzu Limanı’ndan 5 dakikalık mesafede bulunuyor.

Bu ilginç kaya oluşumlarının bir efsanesi de var;
Efsane, sayısız keçi ve koyuna sahip olan zengin, inatçı, cimri ve yaşlı bir kadınla ilgilidir. Yaşlı kadın, cennete gidebilmek amacıyla bir çok yuvarlar kalıp peynir yapmış ve bunları üst üste sıralamış. Ama kimseyle paylaşmamış. Tanrı, ona kızmış ve cezalandırmış. Mart ayının birinde, yağmur, kar ve şiddetli rüzgarlar göndermiş yaşlı kadının üzerine. Kadın ve peynirler donmuşlar. Peynir kalıpları taşa dönüşmüş. Daha sonra insanlar bu kayalara, peynir kayaları demişler.
Kaşkaval nedir?

İki anlamı bulunuyor:
1- Tekerlek biçiminde, sarı renkli, kaşara benzeyen özel bir koyun peyniri
2- Denizcilikte, ana direkler üzerine sürülen gabya ve babafingo çubuklarının topuklarını sabit tutmak ve yerinden oynamalarını önlemek için, bu çubukların topuk taraflarına açılan delikten geçirilen ve maunalar üzerine oturacak uzunlukta olan demir veya ağaç siğilleri.

 

Kaya Mezarı

Aydıncık Plajı’ndanUğurlu yönüne doğru giderken 4 km. sonra sağda etrafı taş duvarlarla çevrili bir alan göreceksiniz. O tarafa doğru yürüyün denize arkasını dönmüş büyük kaya parçasını farkedeceksiniz. Herhangi bir levha bulunmadığı için kolayca gözden kaçabiliyor.

Akdeniz’deki kaya mezarlarından sonra gayet mütevazi bulacağınız bu kaya mezarını görmek, güney kıyılarını keşfetmek için bahaneniz olsun !

 

 

 

 

664 total views, 1 views today